Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında önce Dersim kriziyle boğuşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na seslendi ve yarın yeni Dersim belgelerini açıklayacağını söyledi:
“CHP’nin ödettiği bir faturadır Dersim faturası. Üstelik de o zaman başka bir parti yok, sadece CHP var. CHP bu dönemde de özür dilemezse, böyle bir fırsatı hiçbir zaman yakalayamayacaktır.”
Erdoğan, Suriye lideri Beşar Esad’ın “ölene kadar savaşacağım” sözlerine verdiği yanıtla da partililerin alkışlarını aldı:
“Kendi halkına karşı savaşmak kahramanlık değil, korkaklıktır.Ama insana sorarlar İsrail’in işgal ettiği Golan tepeleri için neden ölene kadar savaşmadın.”

CHP’Yİ REZİL ETTİ
CHP’nin Osmanlı tarihi ve kendi tarihiple çatışmasın ibretle izliyoruz. Bunlar Sultan Abdülmecid, Halife Abdülmecid’in aynı olmadığını nihayet anladı. CHP lileri umarım zamanla elifle mertek arasındaki farkı görür.
SEVSİNLER SENİN…
CHP’nin başında Tuncelili bir genel başkanın olması CHP için büyük bir şanstır. Aşiretini, mensubu olduğu inanç sistemini söyle, niye kaçınıyorsun. Hemen bunu ayrımcılık olarak ilan etti. Sevsinler senin gibi birleştiriciyi! Şimdi ne diyor. Dersim konusunda Başbakan özür dilesin. Yahu Dersim konusunda özür dileyecek biri varsa sensin. Çünkü senin partinin ödettiği bir faturadır Dersim faturası. Üstelik de o zaman başka bir parti yok, sadece CHP var. CHP bu dönemde de özür dilemezse, böyle bir fırsatı hiçbir zaman yakalayamayacaktır.
YENİ DERSİM BELGELERİNİ YARIN AÇIKLAYACAĞIM
Dersimle ilgili bazı belgeleri paylaştım. Yarın genişletilmiş il başkanları toplantısında yeni belgeleri kamuoyuyla paylaşacağım. Yarınki konuşmamı Dersim’e ayıracağım. Hala arşiv diyor. Yahu arşivin yolunu bilmiyorsan söyleyelim. Arşivin yolu açık. Ama senin hiçbir arşivcin yok demekki. Gel belgeyi yerinde gör.
SURİYE’DE ELÇİLİKLERE SALDIRI
Yabancı ülke diplomatlarını korumak her ülkenin namusudur. Bunlar üzerinden mesaj vermeye çalışmak acziyettir. Telaifisi mümkün olmayan bir şuursuzluktur. Suriye yönetimi bu sözlerimize karşılık gerekeni yapmak yerine, hacı kafilesine yapılan saldırıya dahi mani olamamıştır. Buradan Esad’a hatırlatmakda fayda görüyorum.
ESAD BU SORUYU CEVAPLAYAMAYACAK?
Yabancı ülke vatandaşlarını, ülkesindeki misafirleri, ülkesinden sadece transit geçen yolcuları korumak da bir ülkenin namusudur. Esad çıkıyor, ölene kadar savaşırım diyor. Sen kiminle savaşıyorsun. Kendi halkına karşı savaşmak kahramanlık değil, korkaklıktır. Kendi halkına karşı kahramanca savaşanı görmek istiyorsan Almanya’ya Nazilere, Romanya’ya Çavuşesku’ya, Libya’ya Kaddafi’ye bak. Ama insana sorarlar İsrail’in işgal ettiği Golan tepeleri için neden ölene kadar savaşmadın.
ESAD’A SON ÇAĞRI
Bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz, içişlerine karışma niyetimiz yok.Suriye’deki şiddet ve zulmü eleştirmek, kendi halkına silah doğrultan diktatörleri eleştirmek, içişlerine karışmak değildir, hele hele dünyaya askeri müdahale çağrısında bulunmak hiç değildir. Bölgenin huzuru için artık o koltuktan çekil!
ERDOĞAN’DAN KADINLARA MÜJDE
AB Genel Sekreteri ve Macaristan Cumhurbaşkanı ile birer görüşme yaptım. Yoğun bir hafta geçirdim. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın düzenlediği anlamlı bir toplantıya katıldık. Bakanlığımız Türkiye genelinde eşi vefat etmiş hanım kardeşlerimizle ilgili kapsamlı bir araştırma yaptı. 150 bin hanım kardeşimizin eşlerinin vefatı ile mağdur duruma düştükleri, çocuklu ailelerin ciddi geçim sıkıntısı içinde oldukları tespit edildi. Araştırma sonuçlarından yola çıkarak bu kardeşlerimize sosyal devlet anlayışının gereği olarak elimizi onlara ulaştırma çalışmalarımız başlatıldı. 2010 yılından itibaren eşi vefat eden mağdur olan kardeşlerimize birtakım destekler sağlayacak, kamu hizmetlerinde pozitif ayrımcılıklar yapacağız. Gıda yardımlarından, nakit desteğine, TOKİ evlerinden burs imkanlarına kadar geniş bir yelpazede sosyal devletin şefkatini hissetmelerini sağlayacağız.
İSTANBUL ÖNEMLİ TOPLANTILARA EV SAHİPLİĞİ YAPTI
Irak’tan da konuklarımız vardı. Aynı günlerde Fransa Dışişleri Bakanı ve Sırbistan temsilcileri ile görüştük. Zirvelere ev sahipliği yaptık. Dünyanın 90 ülkesinde faaliyet gösteren 2200 Türkiyeli işadamı bu kurultayda biraraya geldi. Bu kurultay Türkiye’nin sahip olduğu vizyonu ortaya koydu. Türkiye’den okumak maksadıyla, yatırım yapmak maksadıyla yurtdışına giden vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde göğsümüzü kabartan başarılara imza attığını gördük.
Kurultay’da da bahsettim,dünyaya yayılmış başarılı vatandaşlarımız Türkiye’nin akıncı ruhunu yansıtıyorlar. O ülkelerde Türkiye imajı olumlu şekilde değişiyor. İkili ilişkiler adına gerçekten güzel sonuçlar elde ediliyor. Türkiye bayrağını o ülkelerde dalgalandıran tüm vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.
YURTDIŞINDAKİ İŞADAMLARINI ELEŞTİRDİ
Şayet bireysel başarılar kollektif bir dayanışmaya dönüşürse işte o zaman anlam ifade ediyor. Bizim Almanya’dak vatandaşlarımızın sayısı 3 milyonu aştı, 70 bin Türk şirketi faaliyet gösteriyor. Ciroları 35 milyar Avro’ya ulaştı. Ama bu ekonomik gücün siyasete yansımasına bakınca eşdeğer bir yansıma göremyiorsunuz. İşte bizim sadece Almanya’da değil, tüm dünyada bu tabloyu tersine çevirmek için gayret göstermemiz gerekebilir. Bölünmüşlüğü bir kenara bırakıp, o ülkelerdeki vatandaşlarımızın ciddi şekilde biraraya gelmeleri gerekiyor. Biz bu dayanışmayı sağlamak için yoğun çaba harcıyoruz.
Dün başlayan önemli bir zirveye daha evsahipliği yapıyoruz. Afrika kıtasındaki 47 ülkeden 106 din adamı Afrika Dini Liderler Zirvesi’nde biraraya getirdi.
BİTLİS’İN SORUNLARI ÇÖZÜLECEK
Geçen hafta Bitlis’e bir ziyaret gerçekleştirdik. 2007 ‘de yaptığımız üniversitede toplu açılış gerçekleştirdik. 14 ayrı yatırımı, bazı fakülteleri, pansiyon ve anaokullarını, özel sektör yatırımlarını resmi olarak Bitlisli kardeşlerimize kazandırdık.
Açılışın ardından Bitlis İl Gençlik Kolları’nın 3. Olağan Kongresi’ne katıldık. Ziyaretin asıl sebebi ise depremden etkilenen bu ilin sıkıntılarını yerinde tespit etmekti. İlgili makamlardan bilgi aldık, şikayetleri dinledik. Gerekenlerin yapılması için talimatları da verdik.
AK PARTİ’YE YÖNELİK DEPREM ELEŞTİRİLERİNİ YANITLADI
Van ilçeleriyle, belde ve köyleriyle 1 milyon 164 bin kişilik nüfusa sahip büyük bir şehir. 2014’te Van’ı da Büyükşehir kapsamına alacağız. 2014 seçimlerine Van, Büyükşehir olarak girecek. İlk Deprem olduğunda biz Tüm imkanlarımızla bölgeye ulaştık. İlk andan itibaren enkaz altındaki canlı kardeşlerimizi kurtarmaya, yaraları sarmaya başladık. Ve bu saatlerle ifade edilen bir süreydi. Deprem olur olmaz süratle bölgeye gittik. 3 saat gibi bir sürede arkadaşları, 5 -6 saat içinde de ben bölgeye ulaştım.
8 Kasım’da 5.6’lık ikinci bir deprem daha yaşadık. Bu ikinci deprem yardım çalışmalarını çok etkiledi. İnsanlar sağlam da olsa evlerine giremediler. Vatandaşlar için barınma ihtiyacı hasıl oldu. Soğuk, çadırları yetersiz hale getirdi. Ne kadar güçlü olursanız olun. Hiçbir ülkenin kolay kolay üstesinden gelemeyeceği, anından tüm sorunları çözüm yoluna koyamayacağı bir afetle karşılaştık. ABD bile kasırganın izlerini hemen silemedi, hemen bölgeye müdahale edemedi.
YARDIMLAR
Başbakanlık kaynaklarından ödenen yardım 28 milyonu aştı. Yardım hesaplarında toplanan yardımların miktarı 223 milyon TL’ye ulaştı. Sadece çadır va battaniye 71 514 çadır, 334 bin battaniye gönderdik. Acil yardım ödenekleri dahil olarak gönderdiğimiz yardımın nakit karşılğıı 341 milyon TL olarak gerçekleşti. Günlük ortalama 50 bin kişiye sıcak yemek dağıtımı yapıyoruz. Bu devam ediyor. 8514 kişiyi de kamu kurumlarına ait tesislere taşıdık. Şu ana kadar 3714 Mevlana evi, 18 bin prefabrik evin yapımı da sürüyor. Çelik konstrüksiyon evler konusunda da arayışlarımız var. Böyle bir imalatı bu hafta sonu bende bizzat yerinde gördüm. TOKİ Başkanım yerlerinde inceliyor. Hiç vakit kaybetmeden buralardan alacağımız konutları da Van’da en uygun şekilde değerlendireceğiz. Bunlar 99 metrekareleki konutlar ve 3 artı 1.
ERDOĞAN’DAN MUHALEFETE HODRİ MEYDAN
Birkaç istisnai olayı bütün Van’ın sorunu olarak yansıtmak, Van’ın genel manzarası olarak sunmaya kimsenin hakkı yok. Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir afete bu kadar hızlı müdahale gerçekleşmemiştir. Aksini düşünen buyrun ispat etsin.
CHP’Yİ ZOR DURUMA DÜŞÜRECEK SÖZLER
CHP bu ülkede 1950 yılına kadar tek partiydi. Muhalefet yoktu, tek başına iktidardaydı. Arkasında çok farklı güçler vardı. 1942, 1943, 1944, 1946 depremlerinde 12 bin kişiye yakın insan hayatını kaybetti. CHP hükümetleri ne yaptı. 1939’da Erzincan’da 33 bin kişi hayatını kaybetti. CHP ne yaptı. 1966’da Varto’da 2394 vatandaşımızı kaybettik. Evlerini kaybeden 63 vadandaşımızın konutlarını depremeden 43 yıl sonra bizim dönemimizde hak sahiplerine biz teslim ettik, biz!
MHP’DE NASİBİNİ ALDI
1999 depreminde iktidar ortağı MHP ne yaptı. Hükümet Ankara’da daha büyük bir enkaz altında kaldı. Depremin gerçek boyutunu farkedebilmeleri bile haftalar aldı. Süreci biz tamamladık.
BDP VAN’A DEĞİL, KANDİL’E YARDIM ETTİ
BDP’ye de soruyorum. Onlarda konuşuyorlar. Bölgede il, ilçe belediyeriniz var. Allahaşkına yaraları sarmak için ne yaptınız. Van depremle mücadele ederken, BDP milletvekilleri Van’ı bıraktılar, terörist cenazelerini proveke etmek için birbirleriyle yarıştılar. Veyahutta ordaki çalışmaları provoke etmek için oralara geldiler. Başladılar bağırıp çağırmaya. Söyleyeceğin bir şey varsa oturda söyle. Biz yaraları sarmaya çalışırken. BDP’nin sırtını sıvazladığı teröristler, depremin merkezinde terör faaliyetlerine sevkettiler. Buralardan gıda paketlerini toplayıp, malum yerlere sevketmeye çalıştılar.
Van’ın boşaltıldığı tamamen iftiradır. Van için ne gerekiyorsa onu yaptık ve yapıyoruz. Süreç içinde yeni ihtiyaçlar çıkarsa onları da yerine getireceğiz.
TÜRKLERE SALDIRIDA ALMAN VAKIFLARI İZİ
Türklerin aşırı sağcılar tarafından katledildiği ortaya çıktı. Meselenin sadece ırkçı bir saldırı olmadığı, meselenin derin bir yapısı olduğu da ortaya çıktı. Türkiye ve Türkler aleyhine çeşitli çalışmalar yapıldığını biliyoruz. Bunu alman vakıfları ve kredi kuruluşlarının bu tür adımların içinde olduğunu hatırlattım.
ALMANYA TÜRKİYE’Yİ ÖRNEK ALSIN
Acaba bu vakıflar kimlere kredi veriyor, verdikleri krediler yerli yerinde kullanılıyor mu? Meselenin sadece aşırı sağcıların saldırısı olarak basitçe açıklanamayacağını son ziyaretimizde bir kez daha izah ettik. Türkiye AK Parti iktidarıları döneminde 9 yıl boyunca bu karartmaların içine girmiş, devlet içindeki örgütlere karşı mücadele vermiştir. Türkiye’nin derin yapılarla nasıl mücadele ettiğini kendisine örnek almasını istiyorum.
KIŞLALARIN ADI DEĞİŞİYOR
Mustafa Muğlalı ismi Van’daki bu kışladan kaldırıldı. Van’daki kardeşlerimizi rencide eden bu uygulamaya son verdik.15 Kasım’dan itibaren de, Kara Kuvvetleri komutanlığı’nda 34, Jandarma’da 31 kışlanın ismi değişti. Yeni düzenlemeyle tabur ve daha alt sevyiedeki birliklere şehitlerimizin ya da hizmette bulunmuş TSK mensuplarının ismi verilecek
Başbakan Erdoğan, Kurban Bayramı namazını kıldığı Sultanahmet Camisi’nden çıkarken gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin başkanı Mesut Barzani ile dün gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin sorusu üzerine Erdoğan, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta bir sıkıntısı olduğunu belirterek, bu sıkıntının giderilmesi noktasında daha önce de açıklamalarda bulunduklarını anımsattı.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: “Bunlar nedir? Kuzey Irak yerel yönetiminin özellikle bizim bu bölgede vermiş olduğumuz mücadelede bizimle beraber Peşmergeler’i bu noktada değerlendirmesi ve gerekli desteği onların da sağlamasıdır. Burada Kuzey Irak yerel yönetimi, bu mücadeleyi verebilecekse, biz kendilerinden bunu bekliyoruz, yoksa müşterek bir mücadeleyse bunu bekliyoruz. Aksi takdirde biz kendimiz gerekli olanı yapmak durumundayız. Bunu söylüyoruz.
Şunu çok açık ve net söyleyeyim, bir defa hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Türkiye’de kalkıp da kendisine paralel bir devlet anlayışına, KCK gibi, müsaade etmesi mümkün değil. Böyle bir şeyi kimse bizden beklemesin. Kimse bizim güvenlik güçlerimizin silah bırakmasını da bizden beklemesin. Çünkü güvenlik güçlerinin silahı, bir kere kendi enstrümanıdır adeta.
Onu bırakması söz konusu olamaz. Çünkü tüm vatandaşların can, mal gibi güvenliğini korumakla görevlidir. Silah bırakması gereken birileri varsa bunlar terörist gruplardır. Bunların silahı bırakması lazım ve silahın bırakılması halinde bir çok şeyin olumlu istikamette gelişeceğini de rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun için de, eğer olay siyasetse bunun yeri de parlamentodur.
Parlamentoda herkes bu işin mücadelesini verir ve kazanılacak haklar varsa orada dile getirilir ve bu hakların gereği de orada verilir.”

Dünyaca ünlü Time Dergisi, BM Genel Kurulu için geçtiğimiz hafta New York‘ta bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘la yaptığı söyleşiden satır başlarını yayınladı. Tanıtım yazısında Erdoğan’ın özellikle Mısır’da ve diğer Arap ülkelerinde bir “Rock yıldızı” gibi karşılandığını ve “Orta Doğu üzerinde bir dev gibi yükseldiğini” belirten dergi, “Erdoğan Filistin‘in, Birleşmiş Milletler’e yaptığı devlet olarak tanınma başvurusunun en önemli sözcülerinden biri oldu. 2003’ten beri yönetimde olan Türkiye Başbakanı çok yakın zamanda bir kez daha seçildi. Türkiye’nin ekonomisi ve etkili olduğu jeopolitik alan kayda değer bir biçimde büyüyor” dedi. Röportajdan satır başları şöyle:
* Filisin meselesine ve devletine desteğinizi açıkladınız. BM’de işler nasıl gitti?
Öncelikle ve en önemli olan BM Güvenlik Konseyi’nin Filistin halkının meşru isteklerine “evet” demesidir. Bunun dışında şu anda bir şey tartışılacaksa bu iki devlet arasında olmalıdır. Ve üzerine düşünmemiz gereken başka bir gerçek de 1967 sınırları öncesidir. İsrail önce 1967 sınırlarına dönmeyi kabul etti, şimdi her nasılda bundan uzaklaşmış görünüyor. Onların önceki tavırlarına geri dönmeleri gerekiyor. Filistin şu anda bir labirent gibi. TIME dergisi aracılığıyla insanlığa bir çağrıda bulunmak istiyorum: Filistinliler vardır. Onlar (dünyada) açık hava hapishanesiyle mücadele ettikleri için suçlanmak amacıyla bulunmuyorlar. İsrail’in bu konudaki zulmü daha fazla süremez. Ve tabii ki Filistin‘in bir devlet olarak tanınmak amacıyla BM Güvenlik Konseyi ve BM Genel Kurulu‘na yaptığı meşru başvurular üzerine düşünülmelidir. Bu taleplere olumsuz yaklaşan hiçkimse tarihe karşı hesap veremez.
‘DÖRTLÜ’ ÇÖZÜM İSTEMİYOR
* Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler geri dönülmez bir şekilde koptu.
İsrail’le olan ortak ilişkilerimiz, ancak İsrail uluslararası sularda seyreden Mavi Marmara’ya saldırarak pozitif ilişkileri kurban etmeseydi güçlenebilirdi. İsrail hükümeti dürüst davranmıyor. Hayatını kaybeden 9 Türk vatandaşı için özür dilemeyi, ailelerine tazminat ödemeyi ve Gazze’ye uyguladıkları ambargoyu kaldırmayı reddettikçe iki ülke arasındaki ilişkiler normalleştirilemez.
* Barış Süreci’nin ilerlemesi için siz ABD’den farklı olarak ne yapardınız?
Barış sürecine başlamadan önce kendinize bir soru sormalısınız: “Bu meseleyi çözmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz?” Ne yazık ki Ortadoğu Dörtlüsü’nde (ABD, AB, BM ve Rusya) bunun izini göremiyorum. Dörtlü bu meseleyi çözmek isteseydi İsrail’e belli konularda baskı yapardı. Bugüne kadar BM Güvenlik Konseyi İsrail’e yönelik yaptırım içeren 89 karar aldı fakat hiçbiri uygulanmadı. Ve daha da ötesi, BM Genel Kurulu, İsrail’le ilgili 200 karar aldı ve hiçbirine uyulmadı. İsrail’e neden hiçbir yaptırım uygulanmadığını biri merak edebilir. İran söz konusu olduğunda yaptırım uyguluyorsunuz. Aynı şekilde Sudan’da da. İsrail’le ne oluyor peki? Bu yaptırımlar bugüne kadar uygulansaydı Filistin-İsrail çatışması çok önceden çözülürdü. Bu nedenle tüm tarafların bu kararların arkasında durmalarını ve samimice bu işte yer almalarını istiyorum. Aynı zamanda BM’de de bir reform gerekiyor. BM Güvenlik Konseyi’nde daimi statüleri bulunanların özelliği nedir? Bunlar ortadan kaldırılmalıdır. Tüm dünya bu beş daimi üyenin aldığı kararların kelimenin tam anlamıyla kölesi durumundadır.
REJİM İHRAÇ ETMEYİZ
* Arap Baharı turu sonrası sizin yardımlarınızın, dünyadaki demokratik değişimle ilgili konuştuğu zaman ABD’nin yaşadığı gibi eleştirilere maruz kalması mümkün mü?
Diğerlerinden farklı olarak oralara gidip sadece sokaklardaki birkaç kişiyi görmedim. Kasti olarak oradaki yeni partilerin başkan adaylarıyla görüşmek istedim. Ve durumu anlamak için pek çok insanla bir araya geldim. Buradaki toplantılarda, “Tamam Türkiye bir demokrasi modeli, laik, sosyal bir hukuk devleti. Biz rejim ihraç etmek istemiyoruz” dedim. Fakat onlar yardımımızı istiyorsa, ihtiyaçları olduğunda onlara bu yardımı ulaştıracağız. Ama bizim sistemimizi ihraç etmek gibi bir düşüncemiz yok.
* Suriye’de Esad’ın görevde kaldığı bir barış mümkün mü, yoksa gitmesi mi gerekiyor?
Ben ilişkileri kişiler üzerinden değil, prensipler üzerinden tanımlamaya eğilimli bir kişiyim. Halkına ateş eden, tanklar ve diğer ağır silahları kullanarak saldıran ve lider olduğunu iddia edenlerle kişisel dostluğumu sürdürmem mümkün değil. Suriye’nin önde gelen isimleriyle yakın bir ilişkimiz olduğunda bile onların bizim demokrasi modelimizi uygulamaya niyetleri olmadığını görebiliyorduk. Biz her zaman onlara bazı tavsiyelerde bulunduk ve onlar da asla dinlemediler.
ESAD İÇİN OPTİMİST DEĞİLİM
* Fakat siz bizim sorumuzu yanıtlamadınız. Esad için Suriye’de gelecek var mı?
Bununla ilgili yorum yapabilmem için Hatay’da bulunan mültecilerin kamplarını ziyaret etmem lazım. Fakat bu konuda çok optimist değilim.
* ABD ve Türkiye ilişkilerinde, yeni yönetimle beraber bir değişim yaşandı mı?
Geçtiğimiz dokuz yılda ABD ve Türkiye ilişkileri hiçbir zaman kötüye gitmedi, fakat istediğimiz ölçüde de gelişmedi. Özellikle Sayın Obama ve bizim ilişkilerimiz hep olumlu oldu. Ne zaman birbirimizle görüşsek, bölgeyle ilgili ya da küresel süreçlerle ilgili müzakereler yapıyoruz. Biz her zaman meseleleri oldukça dürüst bir şekilde konuşuyoruz. Gelecek için oldukça iyimserim. Şunu size samimiyetle söylüyorum, aramızda hiçbir gerginlik yok.
* Peki ya İsrail konusunda?
Belki farklı bakış açıları olabilir. Bazı konularda anlaşmazlığa düşeceğimizi kabullendik. Fakat bu anlaşmazlıklar ilişkileri koparmak için nedenler değil. Türkiye, ABD gibi bir egemen devlettir. Belki izlenimlerimiz ve fikirlerimiz açısından farklı yönlere gidebiliriz, fakat her zaman dost kalacağız.
MERKEL VE SARKOZY
* Türkiye’nin Ortadoğu’daki rolü arttıkça, AB’ye üye olma isteğinde bir azalma mı oldu?
Eski Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ve Eski Almanya Başbakanı Gerhard oradayken, Türkiye Avrupa Liderleri’nin tüm zirvelerine katılırdı. Ne zaman ki Merkel ve Sarkozy göreve geldiler, ambiyans dramatik bir şekilde değişti. Onların tavırlarına rağmen AB üyeliği için yolumuza devam etmek için kararlıyız. Çünkü AB’de hiçbir lider sonsuza dek kalamaz. Bir gün değişir.



Başbakan Erdoğan, özel uçak ‘ANA’ ile ‘Arap baharı’nın yaşandığı ülkelere yaptığı ziyaretin ilk ayağı olan Mısır’da…
Havaalanında yaklaşık bin-bin 500 Mısırlı, ”Başbakan Erdoğan Mısır’a hoşgeldin”, ”Mısır ve Türk halkı tek bir yumruk”, ”Mısır-Türkiye el ele”, ”Mısır-Türk kardeşliği” yönünde sloganlar attı.



Başbakan Erdoğan, “Diyarbakır’a Amed demek istiyorlar” sorusuna yanıt verdi: Kimlik siyaseti işlemek suretiyle buraya sıçrıyorlar. Halkın ciddi bir talebi yok. Bu ne getirecek? Amed olsa ne yazar, Diyarbakır olsa ne yazar? Tunceli’ye Dersim dersen oradaki vatandaşa ekstra bir şey mi gelir?
ATV ve A Haber’in ortak yayınında Erdoğan Aktaş’ın sunduğu “Gündem Özel” programına katılan Başbakan Erdoğan, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak ve Sabah Gazetesi Başyazarı Mehmet Barlas’ın sorularını yanıtladı. Erdoğan şunları söyledi:
“NEYİN ÖZERKLİĞİ İSTENİYOR?”
(Ahmet Türk’ün “yeni dönemde yeni anayasada bizim özerkliğimiz tanınmazsa kendi özerkliğimizi ilan ederiz” sözlerinin anlamıyla ilgili soruya) Ne anlama geldiği değil onlar neyi ifade etmek istiyorlar, o önemli. Özerk olmayan yok ki. Azınlıklar asli unsurlar. Yüzde 1.2’dir. Bunun dışındaki bütün vatandaşlarım asli unsurdur. Kürt kardeşlerim neyin özerkliğini istiyor? Üst düzey yönetici, milletvekili mi olamıyor? Neyin özerkliği isteniyor? Sadece benim milletvekili arkadaşlarım arasında 60’ı aşkın Kürt vekilim var. Ama onlar (BDP) sadece istismar yapıyorlar. Ahmet Türk feodal yapını temsilcisidir. O da ağadır. Önce bu sorunu çözsün. Bunların hepsi istismardır.
ŞEHİTLERİN BEKLENTİSİ İDAMDI
Erdoğan, “O dönemde iktidar olsaydık Öcalan’ı asardık ya da koalisyondan çekilirdik” şeklindeki sözleriyle ilgili olarak,” O zaman zaten idam yürürlükteydi. Onun idam cezası 2000’de kesinleşmişti. Madem bu idam yürürlükteydi ve karar verilmişti. Bunun uygulanması lazım. Bütün o şehitlerin beklentisi bunun uygulanmasıydı. Ama ne yazık ki 2 yıl bu ertelendi. Kesinleştiği halde sümen altı edildi. Kararı verilmiş ama ondan sonra Başbakanın sümenaltı ettiği bir süreçtir. Neticede terörist başı bundan kurtuldu. Bu süreç böylece devam ediyor. Bunun hesabını vermesi gerekenler hala bunun hesabını soruyorlar, başta Bahçeli. O kararın altında imzası var. O zaman infaz edilmiş olsaydı biz bugünlere gelmeyecektik.” dedi.
‘SADECE İSTİSMAR YAPIYORLAR’ AF YETKİSİ KURBANLARIN OLMALI
Biz sadece Türkiye üzerinden düşünmeyelim. İdam cezasını hala uygulayan ülkeler var. Başta Amerika olmak üzere uygulayanlar hala var. Bunu acaba onlar niçin uyguluyor AB neden kaldırma yoluna gitti. Bunun haklı olan yönleri var haksız olan yönleri var. Ama Türkiye AB sürecine girdiği için… Ben olayı şöyle değerlendiririm: İdamla ilgili bir konuda bunun af yetkisi öldürülenin ailesine aittir diye düşünüyorum. Devlet böyle bir affı getirmemeli. Burada ağırlaştırılmış müebbet hapis diyoruz. Ne diyor Bahçeli? “Siz geleceğe yönelik bir söz mü verdiniz?” “Söz vermedim” dediğim halde hala söylüyor.
HA DİYARBAKIR HA AMED
Kürtçe yer isimleriyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Erdoğan şöyle konuştu: Bunlar oturulur konuşulur. Zaten alınıyor. Ancak halkın ciddi bir talebi yok, talep bunlardan kaynaklanıyor. Kimlik siyasetini sürekli işlemek suretiyle oradan buraya sıçrıyorlar. (Diyarbakır’a Amed demek istiyorlar mesela” hatırlatmasına) Bu ne getirecek? Amed olsa ne yazar Diyarbakır olsa ne yazar? Tunceli’ye Dersim desen oradaki vatandaşlara ekstra bir şey mi gelir?
DİLİ ANLAŞILIR BİR ANAYASA BAKAN YARDIMCISI SİYASİ MÜSTEŞAR OLACAK
Bakan yardımcısı ile ilgili olarak da Erdoğan şunları söyledi:
Mevcut müsteşarlar bürokrat havasından sıyrılamıyor. Bu bakanların işini güçleştiriyor. Bürokratik oligarşi oradan başlıyor, aşağı doğru yayılıyor. Bakan halkla ilgilenemiyor. Müsteşar halkla konuşmuyor. “Geldim beni görüştürmediler” diye çok şikayet alıyorum. Mevcut müsteşarları idari müsteşar olarak düşünüyoruz. Bakan yardımcısını adeta bir siyasi müsteşar olarak düşünüyoruz. Bakan ona hangi yetkileri devrederse bu yetkileri kullanabilen… ama vekil değil… ücret politikası bakanla müsteşar arasında olacak.
KALIN BİR ANAYASA OLMAYACAK
“Kalın bir anayasa olmayacak. Mevcutta eklerle dolu bir anayasa var. Bu eklerden kurtulmamız lazım. Onlardan temizlendiği zaman anayasa kitapçığı küçülecektir. Siyaset bilimcisinden sosyal bilimcisine, hukukçusundan tarihçisine, ekonomistine ‘bende buna bir şey katabilirim’ diyen herkes bu anayasaya katkı verecek. STK’lar da bunun içinde olacak. Yapılmış bazı taslaklar var. Bunlardan da istifade etmeyi planlıyoruz. İlk etapta parlamentoda bir uzlaşma komisyonu oluşsun istiyoruz. 26 maddelik değişiklikte CHP, MHP ve BDP bizimle çalışmak istemedi. Kahve içmeye gelirsiniz dediler. Biz millet ne istiyor diyoruz. Bununla ilgili çalışma yapılıyor. Sivil, katılımcı, ülkenin her bölgesinin ‘bu benim anayasam’ diyeceği, dili anlaşılır bir anayasa… Mevcudun dilini anlamakta ben çok çile çekiyorum. İnanıyorum ki vatandaş da aynı sıkıntıyı çekiyor. Mevcut için tercüman lazım. Vatandaş, okuduğu zaman anlasın ve yaptığının nereye oturur onu görsün.
YÖK’ÜN KALDIRILMASI
YÖK’ü kaldıracağım diyorlar. Biz YÖK’ün kaldırılmasına gerek yok ama köklü bir reforma ihtiyacı var diyoruz. Bununla ilgili çalışıyoruz. YÖK ile ilgili sıkıntıların bu çalışma ile aşılacağı gibi üniversitelerimize büyük rahatlık gelecek ve boşta kalan öğrenci de kalmayacak diyebilirim.
367 İSTİYORUM
“Yeni bir anayasa, ileri bir demokrasi için temel hak ve özgürlükler için 12 Haziran gününün değişim, dönüşüm noktası olmasını diliyorum. Halkımdan da 367’nin üzerinde bir parlamentoya girmeyi arzu ediyoruz. Bunu kolektif aklı oluşturmak için süratle neticeyi alma arzusuyla söylüyorum.”

Avrupalı Parlamenter Andreas Gross, Başbakan Erdoğan’ın Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi’nde sorulara verdiği cevaplarla ilgili ilginç açıklamalar yaptı.
ERDOĞAN’IN KONUŞMASI ÇOK İYİYDİ
NTV’de Can Dündar’ın sunduğu programa telefonla bağlanan Gros, Dündar’ın Başbakan’ın tavrı çok sert değimliydi sorusuna “ Hayır konuşması çok iyiydi. Çok iyi bir konuşma yaptı. Dış politika Avrupa politikası ve Türk hükümetin politikaları hakkında çok iyi bir denge kurduğunu düşünüyorum” dedi. Gross, Avrupalılara Türkiye’yi kabul etmemelerinin küçümenin yanlış olduğunu Türkiye’nin Avrupa lehinde hareket ettiğini ortaya koyduğunu anlattı.
Başbakan Erdoğan’ın son derece kendine güvenen bir tutum ortaya koyduğunu söyleyen Gross, konuşmayı çok iyi karşıladığını belirterek “Bazı sorular çok cahil bir şekilde ortaya kondu. Bugünün Türkiye’si ile 10 yıl öncesinin Türkiye’sini birbirine karıştıran sorulardı. Gerçekte son 10 yılda Türkiye’de demokrasi ve insan hakları açısından 50 yıllık hükümetlere göre çok daha fazla” dedi.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ SORUSUNA TÜRKİYE DESTEKLENMELİ CEVABI
Sosyalist grup Türkiye’deki yargılamalar ve basın özgürlüğü üzerindeki baskıyı nasıl değerlendirdiği sorusunu yönelten Can Dündar’a Gross’un cevabı şöyle oldu: Kürt halkının ihtiyaç duydukları özgürlüklerin karşılanmamış olması beni endişelendiriyor. Yargı sisteminin çok fazla otoriter olduğunu düşünüyorum. Bir takım soruşturmaların kötüye kullanıldığını düşünüyorum. Bu konuda endişelerim var. Kendisi de (Erdoğan) 1 ve 3. Maddelere gelecekte ihtiyaç olmadığını vurguladı. Bizim Türkiye’yi çok dikkatli bir şekilde desteklememiz gerekiyor. Ben bunun gerçekleşeceğine son derece iyimserim. i Demokrasi ve insan haklarının Türkiye’deki her kesim için ilerleyeceğine inanıyorum”
“HAYTIMDA UNUTAMAYACAĞIM BİR ESPRİ”
Başbakan Erdoğan’ın konuşması sırasında Avrupa’nın Türkiye’yi anlamadığını anlatmak için Türkiye’ye ait bir tabir kullandığını ve “Siz Fransız kalıyorsunuz” sözünü hatırlatan Can Dündar’ın bu sözleri anlaşılıp anlaşılmadığını ve bu çıkışa hak verip vermediğini sordu. Andreas Gross ise “ Benim hayatım boyunca unutamayacağım bir espri oldu. Ben de bazen Fransızların çok da fazla bilmediklerini, bilgi sahibi olmadıkları konularda konuştukları nı düşünüyorum. Bazen diğer insanları da küçümsüyorlar. Benim çok hoşuma gitti ve Fransızların bir kısmı da bunu hak ediyor” dedi.